+90 224 241 91 18 - 19

Dört Mimar Dört Üslup

2017-02-13

Bir aile düşünün anne baba ve iki kız çocuğun mesleği mimarlık olsun. Bu aileye yöneltilebilinecek en kötü soru “Yetenek mi Genetik mi?” dir belki de ama biz son sorgulamamız için bu kez Akıncıtürk ailesinin kapısını çaldık, şansımızı bir kez de mimari tartışılırken zaman zaman aile içi küçük küslüklere bile varılan muhteşem insanlara konuk olduk.

Mimar ve akademisyen bir anne olan Uludağ Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Nilüfer Akıncıtürk ve mimar Aziz Akıncıtürk’ün anne karnından mimari projeler, akademik kariyerlerle meşgul olan sonrasında da bu meşguliyetlerini mesleğe dönüştüren kızları Miray ve Merve’ye yönelttik sorularımızı.

“Hangi okul mezunusunuz?”

MİRAY AKINCITÜRK GÜR: Uludağ Üniversitesi mezunuyum. Kültür Üniversitesi’nde yüksek lisans yapıyorum aynı zamanda.

MERVE AKINCITÜRK: Doğuş Üniversitesi’nde okudum.

Herkesin mimari eğitimi aldığı bir evde hemen sormak istiyorum sizce “Genetik mi yetenek mi?”

MİRAY: AKINCITÜRK GÜR: Genetik önemli bir işe yatkın olmak için ama çevresel faktörler onu desteklemediği sürece genlerinizden gelenler bir işe yaramıyor. Fiziksel, sosyal ve ekonomik çevrenizin genlerinizden gelen dürtüleri desteklemesi gerekiyor. Daha basit bir örnek vereyim benim kızım şu anda çok meraklı ama bu imkanı ona sunmazsam genlerinin buna yatkın olup olmadığını bilemem.

Arada beş yaş olan iki kardeşsiniz. Ne düşünüyordunuz meslek seçimi yaparken? Sorumuza Miray ve Merve birlikte ve tüm samimiyetleri ile yanıt veriyor.

MİRAY AKINCITÜRK GÜR: Anne ve baba mimar olunca başka bir şey düşünemedik gibi bir şey oldu. Düşünün çocuğunuz doğuyor. Evde bir anne mimarlıkla ilgili bir şeyler yapıyor sürekli olarak. Baba Pazar gezmelerinde çocuklarını şantiyelere götürüyor. Pek seçme şansınız kalmıyor. Bu sizin için yaşam biçimi haline geliyor.

MERVE : Meslek genetik olarak geçmiyor da belki. Annemin de bahsettiği gibi Miray’a hamileyken doktorasını yapıyormuş bana hamileyken çizimler yapıyormuş. Burada belki hamilelik esnasında bebeğe geçen şeyler de vardır. Ben akademisyenlik düşünmüyorum, yazmak çizmek belki bana göre değil ama çizmek bana göre ve bana bunun genetik olarak geçtiğini düşünüyorum. Çizime daha yatkın hissediyorum kendimi.

Ne düşünüyordunuz peki küçükken?

MİRAY AKINCITÜRK GÜR: Aslında pek de farkında değildik ayrıcalıklı hissetmedik kendimizi ama üniversitede diğer öğrencilerle bir araya geldiğimizde aradaki farkı anladım. Kendisini farklı hissediyor insan. Okuldayken sanki bir şey öğrenmiyormuşum gibi hissediyordum çünkü bana bir şey katmıyor sandım anlatılan her terime birşekilde aşınaydı kulağım.

NİLÜFER AKINCITÜRK: Kütüphane sürekli ellerinin altında. Bir ödev yapıyorlar baba şantiyeye götürüp o temeli ona gösteriyor. Pazar gezmelerimiz bizim inşaattı. İzin verirseniz burada Pazar gezmelerine bir parantez açmak istiyorum. Bu belki genlerin etkileşimini de aktarır size. Biz şantiyeleri dolaşırken Merve çelik hasırların içinde hoplar Miray arabada kitap okumayı tercih ederdi. Bu işin genetik kısmı işte. Mirayın akademisyen kısmı buradan başladı. Bizim ailede çocukların tatili yaz okulu gibi geçiyordu. Te cetvelleri gönyeler, gördükleri hep bunlar oldu. Mimari çizim malzemeleri kızlarımızın oyuncakları oldu.

Mimar bir anne ve babanın çocuğu olmanın yarattığı baskı oluyor mu üstünüzde? Sorusuna da bir ağızdan ve biraz da sitemle yanıt veriyor Nilüfer-Aziz Akıncıtürk çiftinin kızları

Merve akıncıtürk: Başarısız olma ihtimalini kimse vermiyor size insan kendine de vermiyor. Zaten bir şey anlamamak sizin için söz konusu olamazmış gibi yaklaşıyor herkes hatta siz bile kendinize böyle yaklaşıyorsunuz. Böyle bir durumda anlamadığınız en ufak konu bile sizi strese sokuyor.
Peki kızların anneleri ve babaları arasındaki yarışın kırıldığı bir süreç var mı?

Merve Akıncıtürk: Hiç rahatlamıyorsunuz. Bir biçimde okuldaki öğrenciler de öğreniyor ailemizi, ikimiz de dereceyle mezun olmamıza rağmen, başarılı öğrenciler olmamıza rağmen, başarılar ailelere bağlanıyor.

Peki sizin gözünüzden bakılınca bir anne ve bir mimar olarak yaptıklarına karşı tarafsız olabiliyor musunuz?

KIZLAR: Babam tarafsız olur da annem tarafsız olamaz. Hepimiz mimarız ama projeye yaklaşımımız farklı. Anne ve babadan daha farklı fikirler üretiyoruz hatta işin tartışmalara ve kavgalara dönüştüğü de oluyor.

Kızlarının bu konuya dikkat çekmesine Nilüfer Akıncıtürk açıklık getiriyor ve mimari tartışmaların bu güzel aile içinde nerelere vardığını anlatıyor tüm samimiyeti ile.

NİLÜFER AKINCITÜRK: Bu tartışmalar bir plan üzerinde olduğu gibi bir musluk seçiminde de oluyor. Aile içinde minik tartışmaların bile yaşandığı zamanlar olmuşturKimin dediği oluyor diyorsanız aslında binanın bulunduğu yerin ruhu galip olmalı bence. Biz teknik üniversite mezunuyuz teknik ve tasarım ağırlıklı yetiştik. Mimarlık fakültelerinin de kendilerine ait yaklaşımları ve ruhları vardır. Mesela Yıldız Üniversitesi çok daha yapı detayları ağırlıklı bir okuldu. Mimarsinan sanattır. ODTÜ kuramsaldır. Merve’nin eğitim aldığı Doğuş Üniversitesi Yıldız kökenli ve bu konuda ilerledi. Miray ise tasarım ağırlıklı bir eğitim aldı.

MİRAY AKINCITÜRK: Bir projeye baktığımda benim için çıkış noktası, kuramsal yaklaşım, felsefi temel, benim yaklaşımım biraz daha o biçimde ilerliyor. Nasıl inşa edileceği daha farklı bir boyut. Bu düşüncelerimi bir biçimde inşa edebilirim.

MERVE : Bize öğretilen ise sorun yaratacak biçimleri göz önünde bulundurarak cepheye kesite geçene kadar işlevselliği ön planda tutmak.

AZİZ AKINCITÜRK : Ailedeki herkesin çok farklı yetenekleri var. Altını çizerek söylüyorum bizim kuşak çizim masası çocuğuyuz onlar teknoloji çocuğu. Dolayısıyla bizim yaptığımız eskizler var onların bilgisayarları.

MERVE : Bilgisayar yaratıcılık için kesinlikle avantaj. Fikrinizi çok hızlı olarak üç boyutlu görüntüleyebiliyorsunuz. Elle çizim vakit kaybettiriyor.
Anne ve babanız nasıl bir mimar? Sorusunu Nilüfer hanım ve Aziz beyin odada olmadığı bir arada sıkıştırıyoruz sohbetin içine.

KIZLAR Annem biraz daha akademik babam da uygulama konusunda çok başarılı. Babam piyasanın içinde olduğu için sorunlara karşı daha kolay çözümler üretebiliyor. Şehre daha hakim.

Sorunun bir ucunu yakalayan Nilüfer hanım tüm samimiyeti ile eşinin farkını açıklıyor bize.

NİLÜFER AKINCITÜRK : Ama çok ilginç ben Aziz’in yaptığı binaları yapamam.

İşin yaşayan kısmı sizde mi Aziz bey

AZİZ AKINCITÜRK
Bir iş yaparken karşılaşılacak sorunları öngörerek, onları çözerek ilerlerim. Bir sorun çıktığında nasıl çözüleceğini bilirim. Binaları yaşatmak, hayata geçirmek de benim işim diyebiliriz.

Yeniden doğsanız yine mimar bir anne babanın çocuğu olmak ister miydiniz? Sorumuza da büyük bir içtenlik ve netlikle yanıt veriyor Miray ile Merve.
KIZLAR: Evet isterdik. Hayattaki duruşunuz farklı oluyor bence. Tasarımla ilgili bir meslek bütün sanat dalları ile iç içe ve size farklı bir bakış kazandırıyor.

Çayların, limonataların su gibi aktığı, kahkahanın eksik olmadığı sohbetimizi sonlandırıyor ve “Yetenek mi Genetik mi?” sorusunu artık sormaktan vazgeçiyoruz. Anlaşılıyor ki, genetik olarak ne getirirseniz getirin bunu desteklemediğiniz sürece bir adım ilerlemek mümkün değil.

İyi ki, yeteneklisiniz iyi ki, genlerinizde sanat var…

Dört mimar dört üslup Görselleri
röpörtaj,mimarlık,sanat,yetenek,gen,çocuklar,meslek
Yorumlar
Yorum Yaz
Lütfen Bu Alanı Doldurmayınız!